Subscribe RSS

Bu Kategori için Arşiv: "Yurt Dışı Seyahatler"

Almanya Turu Ağu 29

Almanya Federal Cumhuriyeti ya da kısaca Almanya orta batı Avrupa’da yer alan bir devlettir. Kuzeyinde Kuzey Denizi,Danimarka,Baltık Denizi , doğusunda Polonya ve Çek Cumhuriyeti , batısında Lüksemburg,Belçika,Hollanda,Fransa ve güneyinde Avusturya ve İsviçre bulunur. Almanya , 16 eyaletten oluşan federal bir devlettir.Başkent ve hükumet merkezi Berlin’de bulunmaktadır.Ulusal birlik 1871 Franco-Prusya Savaşı sonrası sağlanmıştır. II.Dünya Savaşı sonrası Doğu Almanya ve Batı Almanya olarak ikiye bölünen ülke 1990′da tekrar birleşmiştir.Almanya,Avrupa Birliği’nin kurucu ülkelerindendir ve 82 milyondan fazla nüfusu ile Avrupa Birliği’nin en kalabalık ülkesidir.

Brandenburg : Almanya’nın gezilebilecek eyaletlerinden birisidir. 1050 yılık tarihi olan Brandenburg/Havel şehri üç bölümden oluşmaktadır. Altestadt (Eski Şehir), Neuestadt (Yeni Şehir) ve Dominsel (Katedral adası). Eski ve Yeni Şehir Havel tarafından ikiye ayrılır. Her iki ana kapi Kuleleri, geriye kalan Set duvarı ve ayrıca Şehır duvarı eski Gotik şehirleri hatırlatır. Neustadt (Yeni Şehir) bölümünde bulunan ve 1401 yılında inşaa edilen St. Kaharinen Kilisesi buna etkileyici bir örnektir. Altestadt (Eski Şehir) kısmında bulunan St. Gotthardt Kilisesi de St. Katharinen Kilisesinden sonra inşaa edilmiştir. Bunların inşaasında Backstein (bir taş türü) kullanılmıştır. Belediye binasinin önünde de taştan yapılmış bir Roland vardır. 15. yy’da şehrin simgesi olarak dikilen heykel 5 metreden daha yüksektir.

Şehrin asıl merkezi olan Katedral adası (Dominsel) Brandenburg’un Katedral St. Peter ve Paul’a ait en eski binasi bulunur. Şehir içerisinde 400′ün üzerinde anıt değerinde bina vardır ve Brandenburg şehri Brandenburg eyaletinin en fazla anıtı ve tarihi binasi olan şehridir. Şehir içindeki tarihi binalarin yarısından fazlası yeniden inşaa ya da restore edilmektedir.

Bach ünlü “Brandenburg konçertolarını” burada bestelemiştir.

Brandenburgun şehrinin manzarasını başlıca Havel (gol ve su kolarından oluşur) oluşturmaktadır. Ormanlar, çimenler ve irili ufaklı göller sizi spor yapmaya ve dinlenmeye davet eder. Kış fazla fırsat sunmamasına rağmen donmuş göllerin üzerinde paten ya da Marienberg (Dağ) kızakla kayabilirsiniz. Sıcak havalarda seçmesi güç olan; yelken açabilir, Motor Bot kullanabilir ya da kayıkla kürek çekebilir, oltayla balık tutabilir ya da yüzebilirsiniz. Brandenburg içindeki ve dışındaki göller sadece su sporları için çekici değildir, ayrıca çekici göl kıyıları sizi dinlenmeye davet eder. Tabii ki yürüyüş yapmak ve bisiklet sürmek isteyenlere de güzel yerler ve olanaklar vardır. At binicileri ve hava sporları yapanlar da yeterli koşullar bulabilmektedir. Golf yapanlar icin de yakındaki golf sahasına gidebilirler.

Brandenburg’da ne yapılabilir? : Brandenburg’da ziyaret etmek için çeşitli ve ilginç müzeler vardır. Örneğin Endüstri Müzesi, Katedral Müzesi, Kriminal ve İşkence Müzesi, Nostalji Müzesi vb… Brandenburg çevresini keşfetmek icin bisiklet, kano ya da yelkenli tekne kiralanabilir. Şehri degişik açılardan görüp tanımak için meşhur Havel çevre turu yapılabilir.

Bavyera : Bavyera (Alm. Bayern, Freistaat Bayern) Almanya’nın güneydoğusunda bir eyalet. Başkenti Münih’tir. Diğer önemli kentleri ise Augsburg, Nürnberg, Regensburg, Bamberg, Passau’dur. Almanya’nın en zengin ve işsizlik oranı çok düşük bir eyaletidir. Bavyeraca (Alm. Bairisch) adında bir Almanca lehçesi konuşulur. 1962 yılından günümüze kadar CSU-Partisi Bavyera Eyalet meclisinde 2/3 çoğunluğunu korumuştur. Eyalet başkanı 17 Temmuz 1993′te seçilen Edmund Stoiber`dir (CSU). Stoiber Türkiye`nin AB üyeliğine karşı izlediği politikasıyla tanınmaktadır.

Baden-Württemberg : Baden Württemberg Güneybatı Almanya’da bir eyalettir. Nüfusa ve alana göre üçüncüdür. Başkenti Stuttgart’dır. Diğer önemli kentleri ise, Konstanz, Freiburg, Karlsruhe, Mannheim,Tübingen ve Heidelberg’dir. Almanya’nın en zengin eyaletlerinden birisidir ve işsizlik oranı %5′in altındadır. Almanya’nın otomobil endüstrisinin büyük bir bölümünü oluşturan firmalar bu eyalette bulunmaktadırlar. Ayrıca eğitim kalitesinin en yüksek olduğu eyaletlerden biridir. Yoğun şivenin konuşulduğu bir eyalettir. Özellikle Badisch ve Schwaebisch konuşulur. Eyalet batıda Fransa, güneyde İsviçre, kuzeyde Hessen, doğuda ise Bavyera ile komşudur.

Başlıca Kentleri : Stuttgart, Mannheim, Heidelberg, Karlsruhe, Konstanz, Calw, Ludwigsburg, Esslingen a.N.
Baden-Baden, Freiburg im Breisgau, Tübingen, Göppingen, Heilbronn.

Berlin : Berlin, Almanya’nın başkenti ve en büyük şehridir. II.Dünya Savaşı öncesinde 4.3 milyon kişinin yaşadığı şehirde 2007 itibariyla 3.4 milyon kişi yaşamaktadır. Berlin, kuzey Almanya’da, Spree ve Havel nehirlerinin arasındaki kumluk bölgeye kuruludur. 1949′dan 1990′a kadar Doğu ve Batı Berlin olarak ikiye ayrılmıştı. Aradaki duvara da (Berlin Duvarı) sonradan utanç duvarı denmiştir.

Türkler Berlin’deki en kalabalık yabancı nüfusunu oluştururlar. Berlin’de 119.000 Türk vardır. Kreuzberg İlçesi (’Kroyzberk’ diye okunur) Türklerin en yoğun olarak yerleşik olduğu bölgelerdendir. Kroyzberg’in toplam nüfusu 146.884 kişidir ve bunun 49.010′u yabancıdır. Yabancı sayısı Alman vatandaşı Türkleri kapsamadığından, Kreuzberg’deki Türk sayısı oldukça fazladır.

Müzeler Adası, Kültür Forumu ve Dahlem’deki müze ve koleksiyonlar dünya çapında önem taşıyor. Berlin, sanat alanında da dünyanın en önemli şehirleri arasında. Üç opera, Filarmoni, birçok tiyatro, konser salonu ve kütüphanenin yanı sıra; Berlin Film Festivali, festival haftaları ve tiyatro günleri, tüm sanatseverleri Berlin’e çekiyor.

Berlin Almanya’nın sadece politik başkenti değil, aynı zamanda da kültür başkentidir. Berlin’de birçok müze bulunmaktadır. Özellikle kentin doğusunda yeralan Müzeler Adası (Museumsinsel) içinde Pergamon Müzesi’de dahil, birçok müzeyi barındırmaktadır. Ayrıca kentte çok sayıda sanat galerileri, tiyatrolar vs. vardır. Başlıca müzeleri ve turistik yerleri:

Berliner Fernsehturm; televizyon kulesi
Pergamon Museum; Bergama Arkeoloji Müzesi (Ünlü Bergama tapınağı burdadır.)
Guggenheim Berlin
Alte Nationalgalerie; Eski Ulusal Müze (sanat müzesi)*Türkçe Berlin Rehberi
Bodemuseum *Türkçe Berlin Rehberi
Schloss Bellevue; Bellevue Sarayı
Siegessäule; Zafer Sütunu
Kaiser Wilhelm’s Gedächtniskirche; savaşta zarar görmüş Anıtkilise
Judisches Museum; yahudi müzesi
Funkturm; radyo kulesi
Aquadom & Sea Life Centre; akvaryum ve deniz müzesi
Museum für Kommunikation; iletişim müzesi
Brandenburger Tor; Brandenburg Kapısı
Reichstag\Bundestag; İmparatorluk Binası / Federal Meclis
Gendermenmarkt; Jandarmalar Meydanı *Türkçe Berlin Rehberi
Checkpoint Charlie Mauer Museum ;Berlin duvarı ile ilgili tarih müzesi *Türkçe Berlin Rehberi
Berliner Dom; Berlin Katedrali *Türkçe Berlin Rehberi
East-Side-Gallery; Barış Anıtı
Holocaust-Mahnmal; Holocaust Anıtı
KaDeWe(Kaufhaus des Westens); alışveriş merkezi
Deutsches Technikmuseum; Alman Teknoloji Müzesi
Schloss Charlottenburg; Charlotenburg Sarayı
Berliner Rathaus (1991′dan önce Rotes Rathaus); belediye sarayı
Bundeskanzleramt; Başbakanlık
Museum für Naturkunde; Doğa Bilimleri Müzesi
Filmmuseum Berlin; Film ve sinema tarihi ile ilgili müze
Neue Synagoge Berlin; Yeni Sinagog (Almanya’nın en büyük sinagoğudur)
Tiergarten; kentin en büyük parkı ve mesire yeri.

Almanya’ya tur düzenleyen tur operatörleri için tıklayın.

Alternatif Başlıklar:

Yunanistan Turları Ağu 29

Yunan Adaları’nın görmüş olanların büyük bir çoğunluğu içlerinden Santorini’nin en etkileyici olduğu konusunda hemfikirdir. Gerçekten de, Antik Zamanlar’da meydana gelen büyük bir volkanik patlama sonucunda bu günkü krater görüntüsüne sahip olan Santorini yıl boyu, 1 milyonun üzerinde turistten ve balayı çiftlerinden oluşan bir ziyaretçi akınına uğrar. Evet, Santorini Krateri’nin eşsiz gün batımı manzarası her yaz Avustralya gibi uzak ülkelerden bile gelen bir çok çiftin nikahına fon oluşturur.

73 kilometrekarelik yüzölçümüyle diğer adalara oranla daha küçük bir Ada olan Santorini, gerçekten de muhteşem manzaralara sahip bir coğrafyadır. Ada 3500 yıl öncesine kadar yerli halk Minoanlılar’a ev sahipliği yapmış ve o zamanlar bir daire şeklindeymiş. Bu tarihteyse Ada’daki volkan büyük bir sarsıntıyla patlamış ve bu şiddetin sonucunda Ada’nın ortası sular altına gömülmüş (bazı arkeologlar Kayıp Şehir Atlantis’in burası olabileceğini düşünüyor) ve hilale benzer şekli ile bu günkü Santorini oluşmuş. Bu olay kızgın lav ve tüfün altında kalan yerli halkın hazin sonu olmuş ancak bu gün gerek benzersiz coğrafi şekli ile, gerek katılaşmış tüflerin altında binlerce yıl çok iyi korunagelmiş arkeolojik kalıntılarıyla Santorini’nin Dünya’da eşi benzeri yoktur ve bu özellikleriyle ülke turizmine hatırı sayılır bir katkıda bulunmaktadır. Tüm Kiklad Adaları gibi Santorini de bir dönem Türk hakimiyetinde kalmıştı.

Heykel antik olimpiyat oyunları için yapılmıştı. Zaten bulunduğu yerin adı oyunlara verilerek Olimpiyatlar denildi. Savaşlar durunca atletler Anadolu’dan, Suriye’den, Mısır’dan, Sicilya’dan gelirler, tanrıların kralı olan Zeus’un onurunu yüceltmek için yarışırlardı. Yeri; Yunanistan’ın batı kıyısında, Atina’ya 150 kilometre uzaklıkta, antik kent Olmypia’da. Tarihi; Antik Yunan takvimi MÖ 776′da başlar ve olimpiyat oyunlarının başlangıcı olarak kabul edilir. Zeus Tapınağı, mimar Libon tarafından projelendirildi ve MÖ 450′de bitirildi. Önceleri basit bir dorik tapınak olarak görünüyordu ve güzelleştirilmesi için görkemli bir heykelin yapımına karar verildi. Tarihin en ünlü heykelcilerinden olan büyük Pheidias bu iş için görevlendirildi. Benzer bir görev yüzyıllar sonra Michelangelo’ya Sistine Kilisesi’nin resimlemesi için verilecekti. Yıllar boyunca tapınak ziyaret edildi ve adaklar adandı. 1.yüzyılda Roma İmparatoru Caligula, heykelini Roma’ya taşımaya kalkıştı ama kurulan yapı iskelelerinin çökmesiyle vazgeçildi. 2. yüzyılda yenilendi ve dev heykel restore edildi. MS 391′de İmparator 1. Theodosius, pagan inançlarını yasakladı ve tapınağı kapattı. Depremler, seller ve heyelanlar tapınağı zamanla yoketti. Heykel, zengin Yunanlılar tarafından Bizans’a yani İstanbul’a taşındı ama 462′deki yangında yokoldu. Bugün sadece tapınağın temel taşları ve yıkık sütunları durmaktadır.

Pheidias, heykeli MÖ 440′ta yapmaya başlamıştı. Özel bir teknikle altın ve fildişi karışımı heykel yapımında tek uzmandı. Ağaç çerçeveler yapıyor, içlerine ve fildişi plakalar yerleştiriyor ve sonra bunlarla heykelleri kaplıyordu. Pheidias’ın atölyesi bugün hala Olympia’da duruyor. Burada çeşitli heykel parçaları bulundu. Strabo şöyle yazıyor ve tarihin ilk eleştirmeni olarak bugünkülerin yaptığını aynen yapıyor; “Tapınak büyük ama heykeltraş eleştirilebilir. Zira orantısız bir iş yapmış. Zeus otururken tasarlanmış ama başı tavana değiyor. Bu nedenle de her an büyük tanrının ayağa kalkıp tavanı delip yıkacağı izlenimine kapılıyoruz” Strabo doğruyu yazmıştı ama eleştirisi yanlıştı. Çünkü heykel bu etkiyi vermek için özellikle böyle yapılmıştı. Tanrıların kralının başı tavanı delip göklere yükseliyor izlenimini vermeliydi. Heykelin kaidesi 1 metre, kendisi 13 metreydi. Yani 4 katlı bir bina kadar… Tanıklar Zeus’tan çok tahtından sözediyorlar. Tahtın ayakları sfenksler ve zaferi simgeleyen kanatlı yaratıklarla süslenmişti. Arada diğer tanrıların tasvirleri bulunuyordu. Daha sonra benzerleri yapıldı ama hiçbirisi aslı gibi olmadı. Ve bizler bugün diğerleri gibi bu büyük sanat eserini de sadece merak ediyor ve yine Strabo’yu anımsıyoruz; “Herşey yok olabilir ama düşüncenin gözü asla yok edilmez…”

Yunanistana tur düzenleyen tur öperatörlerinin listesi için tıklayın.

Portekiz Turları Ağu 29

Portekiz, ya da resmî adıyla Portekiz Cumhuriyeti, Avrupa’nın güneybatısında İber Yarımadası üzerinde yeralan, kıta Avrupası’nın en batıdaki ülkesidir. Portekiz kuzeyden ve doğudan İspanya ile, güneyden ve batıdan da Atlantik Okyanusu ile çevrilidir. Atlantik Okyanusu’nun kuzey yarımküredeki bölümünde bulunan Azorlar ve Madeira takımadaları özerk yönetimleriyle birlikte Portekiz’in bir parçasıdır.

Geçen 3.100 yıl boyunca Portekiz toprakları, ülkenin kültürünü, tarihini, dilini ve etnik yapısını etkileyen ve içlerinde Fenikeliler, Yunanlılar, Romalılar, Cermenler, ve Endülüs Emevileri’nin de bulunduğu çeşitli medeniyetlerin geçişine tanık olmuştur. 5. yüzyılda Portekiz ülkesi Douro Nehri’nin ağzındaki Portu (günümüzdeki Porto şehri) ile Cale (günümüzdeki Vila Nova de Gaia) şehirlerine istinaden Latince Terra Portucalis diye anılıyordu. 1093 yılında Kastilya ve Leon kralı VI. Alfonso, krallığının güneybatısındaki toprakları Henrique de Borgonha’ya vererek Portus Cale Kontluğu ‘nu kurdu. .
Comes Portucalensis denen bu kontluk sonraki yıllarda bağımsız bir krallığın doğuşuna sahne olmuştur. 15. ve 16. yüzyıllarda Brezilya’dan Filipinler’e uzanan Portekiz İmparatorluğu dünyanın önde gelen ekonomik, politik ve kültürel güçlerinden biriydi. 20. yüzyılda imparatorluğun sona ermesiyle birlikte Portekiz Avrupa’ya dönmüştür ve günümüzde dengeli demokratik yapısıyla Avrupa Birliği’nin bir parçasını oluşturmaktadır.

Portekiz, Akdeniz’den geçen çeşitli medeniyetlerin ve Keşif Çağı’nda dünyanın değişik bölgelerinde etkileştiği medeniyetlerin etkisiyle kendine özgü bir kültür geliştirmiştir. Portekiz edebiyatı yazılı eserler ve şarkılarla gelişmiş olup Batı medeniyetinin en erken edebiyatlarından birini oluşturur. 1350 yılına kadar Portekizli ve Galiçyalı gezgin ozanlar tüm İber Yarımadası’na edebî etkilerini yaymıştır. Gil Vicente (1465 (?) – 1536 (?)) hem Portekiz hem de İspanyol drama geleneğinin kurucularındandır. Maceraperest ve şair Luís de Camões (yak. 1524 – 1580) Os Lusíadas adlı epik şiirini Virgil’in Aeneid adlı eserini temel alarak yazmıştır. Modern Portekiz şiirinin temeli, Fernando Pessoa’nın (1888 – 1935) eserlerinde görüldüğü üzere neoklasik ve çağdaş tarzlardadır. Günümüz Portekiz edebiyatının uluslararası alanda tanınmasında önde gelen edebiyatçılar arasında şu isimleri sayabiliriz: Almeida Garrett, Camilo Castelo Branco, Eça de Queirós, Sophia de Mello Breyner Andresen, António Lobo Antunes, ve 1998 yılında Nobel ödülü kazanan José Saramago.

Portekiz müziği çeşitli tarzları barındırır. En tanınanı, genellikle Portekiz gitarı ile anılan ve saudade yani özlem ve hasret duyma duygusuyla özdeşleşen, melankolik şehir müziği Fado’dur. Fado’nun uluslararası alanda tanınmış yorumcuları arasında Amália Rodrigues, Mariza, Mísia, ve Madredeus’u sayabiliriz.

Portekiz mutfağı, pirinç, patates, ekmek, et, deniz ürünleri ve balık kullanılan çeşitli tariflerle zengin bir mutfaktır. Portekizlilerin özellikle Morina balığından yapılmış yemekleri çok sevdikleri ve Portekiz’de bacalhau denen bu yemeklerin yılın her günü için farklı olmak üzere 365 değişik şekilde pişirildiği söylenir. Pastéis de Bacalhau, Bacalhau à Brás ve Bacalhau à Gomes de Sá en popüler tariflerdir. Diğer balık yemekleri arasında ızgara sardalya ve Caldeirada sayılabilir. Eski ve ağır tariflere dayanan pasta ve hamur işleri ülke çapında yaygındır. Lizbon’un Pastéis de Nata ve Aveiro’nun Ovos-Moles gibi tatlı ve kekleri çok revaçtadır. Portekiz’in kendine özgü fast-food tarzı yemeği ise Porto’nun Francesinha ’sıdır. Diğer yemekler arasında et ve sosis parçaları ile kuru fasulyeden yapılan ve beyaz pirinçten yapılan pilav ile servis edilen Feijoada ile et, pirinç, patates ve diğer sebzelerin haşlanmasıyla yapılan Cozido à Portuguesa ve Espetadas bulunur.

Portekiz şarapları Romalılar zamanından beri ülke sınırları dışına gönderilir. Romalılar Portekiz’i şarap ve eğlence tanrısı Baküs ile özdeş tutarlardı. Günümüzde şarapseverler tarafından çok iyi tanınan birçok şarap çeşidi, uluslararası ödüller kazanmıştır. Tanınmış birçok Portekiz şarabı dünyanın en iyi şarapları arasında sayılır: Vinho Verde, Vinho Alvarinho, Vinho do Douro, Vinho do Alentejo, Vinho do Dão, Vinho da Bairrada ve tatlı Porto Şarabı, Madeira şarabı ile Setúbal’ın Moscatel şarabı ile Favaios (Douro). Dünya çapında yaygın olarak pazarlanan Porto şarabını Vinho Verde izler. Artan uluslararası talebe cevap verecek şekilde Vinho Verde ihracatı artış göstermektedir.

Portekiz’de yaz mevsiminde festivaller önemli yer tutar. Her şehrin ve kasabanın kendi festivali vardır. Özellikle Haziran ayı festivalleri çok popülerdir. Bu aydaki festivaller Santos Populares (popüler azizler) diye bilinen üç azize, Aziz Anthony, Vaftizci Yuhanna ve Aziz Peter’e adanır ve tüm Portekiz’de yapılır. Pagan gelenekten gelen bu festivallerin azizlerle nasıl birleştirildiği bilinmemektedir. Büyük olasılıkla Hristiyanlık bölgeye yayılmadan önce bu eğlenceler Roma tanrıları ya da yerel tanrılar adına yapılmaktaydı. Festivallerin ortak özellikleri şarap, água-pé (bir çeşit sulandırılmış şarap), geleneksel ekmek ve sardalya, düğünler, geleneksel sokak dansları, ateş, havai fişekler ve kutlamalardır.

Macaristan Turları Ağu 29

Macaristan; Avusturya, Slovakya, Ukrayna, Romanya, Sırbistan, Hırvatistan ve Slovenya ile komşu olan, denize kıyısı olmayan, Avrupa Birliği üyesi bir ülkedir. Orta Avrupa ile Balkanlar arasında bir ovaya yayılan Macaristan, Türk’lerin son 400 yıllık tarihinde yakın ilişkiler geliştirmiş oldukları bir ülkedir. Bugünkü Macaristan, Birinci Dünya Savaşı sonunda yenilgiye uğrayan Avusturya-Macaristan İmparatorluğu’nun parçalanmasıyla ortaya çıkmıştır.

Budapeşte; Müzelerin çoğu sabah saat 10:00 ile 18:00 arası açık. İçeriye son 30 dakikaya kadar giriş serbest. Büyük müzeler yabancılara kolaylık olması açısından rehber hizmeti de bulundurmakta. Müzeler hakkında daha ayrıntılı bilgi almak isteyenler için ‘Museums in Budapest’ adlı rehber kitabı öneririz. Budapeşte’de çevreyi keşfe dalmanın en iyi yolu bizce her dil için ayrı düzenlenmiş bot turları.

Bu arada Budapeşte’nin ülkenin kültür ve sanat merkezi olduğunu söylemek hiç de hata olmaz. Burada 30′un üzerinde tiyatro bulunmakta. Ayrıca bu yıl dördüncüsü düzenlenen Tuna karnavalı, Vörösmarty Meydanı’nda dünyanın birçok kültürünü ağırlamanın haklı gurunu taşıyor.
Bu meydana ismini veren romantik şiirin ünlü ozanı Mihaly Vörösmarty (1800-1855) aynı yerdeki mermer heykeli ile tarihe tanıklık ediyor. Ve Vörösmarty’den günümüze birkaç dize…Unutmayın : Budapeşt Card ile tüm transportasyon araçlarına bedava binebiliyorsunuz. Ayrıca, bu kart sahiplerine bazı müzeler bedava; bazı müzelerde ise %20 ile %50 arasında indirim uygulanıyor. ( Budapeşt Card 48 ve 72 saat geçerli olarak satılmakta.) Özellikle çok müze gezecekler için tavsiye ediliyor.

Aquincum Museum: III. Szentendrei út 139, tel. (+36-1) 368 42 60, Pazartesi hariç hergün 10:00-17:00 arası açık. Yaklaşık 2000 yıl önce inşa edilmiş olan bu tarihi yapı kesinlikle görülmeye değer. Özellikle büyüleyici mozaği ve taş oymaları ile sizi cezbedecek.

Vidampark: 14. Városliget caddesi. Budapeşte’nin en büyük eğlence parkı. Bütün bir yıl boyunca açık olan park, kış aylarında sadece belirli saatler arasında açık.

Magyar Állami Operahaz: Andrássy út 22. cadde. 1184 tarihinde inşa edilmiş bu gösterişli yapı, Avrupa’nın en güzel operalarından biri. Odaları ünlü Macar ressamları tarafından dekore edilmiş bulunan 1200 kişilik kapasitesiyle Budapeşte’nin gözbebeği. Cumartesi-Pazar: 13:00-15:00.İngilizce, Almanca,Fransızva, İtalyanca, İspanyolca ve Macarca turları mevcut.

Pesti Vigado: Vigadó tér 5. cadde. 1865′de inşa edilen yapı Budapeste’nin ikinci önemli konser salonu olarak bilinmekte. Haziran ile Eylül arası dünyanın dört bir yanından gelen birçok konser burada gösterime sunuluyor.

Állat-es Növenkert: Varosliget 14, cadde. Kurulalı 100 yıldan fazla olan bu hayvanat ve botanik bahçesi Avrupa’nın üst düzey hayvanat bahçelerinden biri. Bütün bir yıl boyunca ziyaretçilerini bekliyor.

Gül baba Türbe: Mescet Utca 2. cadde . Bu panoramalı türbenin bahçasinde kan ter içinde çalışan işçiler var. Lakabını başında taşıdığı güllerden aldığı söylenen Gül Baba, sanki durduğu köşeden kentin bugününü seyrediyor. 1 Mayıs’tan 31 Ekim’e kadar açık. Cumartesi-Pazar: 10:00-18:00 arası açık.

Varosliget: Budapeşte’nin tarihsel ve kültürel açıdan ikinci önemli parkı. 1 numaralı metro ile kolaylıkla ulaşabilirsiniz.

Fövarosi Nagycirkusz: Varosliget 14. cadde. Budapeste’nin bu ünlü sirki bütün performanslar boyunca ziyaretçilerini bekliyor.

İtalya Turları Ağu 29

Vize: Türk vatandaşlarından vize isteniyor.
Saat Farkı: 1 Saat geri
Ortalama uçuş süresi: 3 saat
Para birimi: Euro(Avro)
Nisan-Mayıs ayları ve sonbaharda Ekim-Kasım aylarında yapılacak İtalya seyahatleri, en doğru zamanda keyifli geçmesi açısından önemli. Bu mevsimde enfes bir manzaraya hâkim olan İtalya’da sıcaklıklarda rahatsız etmeyecek seviyede oluyor ve diğer dönemlere nazaran daha az bir kalabalık oluyor. Özellikle Ağustos ayında İtalya’ya gitmekten kaçınmak gerekiyor. İtalyanların tatil dönemine denk gelmesinden dolayı, birçok mağaza ve işyeri kapalı olabiliyor. Bu da İtalya gibi alışverişin merkezi olan bir yere gidip de alışveriş yapamamanıza sebep olursa, çok üzülebilirsiniz. O yüzden seyahat dönemlerini seçerek ufak gibi görünse de bu gibi detaylara önem vermelisiniz.

BAŞKENT: ROMA
Adını duymak bile insanın içine romantizm, gizem ve büyülü duygular yaymaya yetiyor. Evet, Roma âşıkların ve romantizm kenti… Roma’da gezdikten sonra size kattığı şeylere hayret edeceksiniz. Colosseum (Kolezzyum) binasının mimarisi ve eski yıllarda yapılan gladyatör savaşları sizi heyecanlandıracak, İspanyol merdivenlerinden yukarı tırmanırken kendinizi kraliyet zamanlarında ki kral ve kraliçeler gibi hissettirecek, kiliselerin yapılış hikâyeleri ve efsanelere dönüşmüş anıları ilginizi çekecek ve aşk çeşmesine para atıp dilek dilerken yüzünüzde büyük bir gülümsemeyle bir daha ne zaman buraya gelebileceğiniz planlarını yapıyor olacaksınız. İtalya’da öncelikle Roma’yı görmelisiniz. Roma’da; Capitoline Tepesi ve Forum, Kollezyum, Vatikan Müzeleri, Aşk Çeşmesi ve şehrin Pincio ve Gianicolo Tepelerinden panoramik manzarasına bakış önceliklerinizden biri olmalı. Roma daha çok trend cafelere ve barlara sahip. Bar della Pace, Rock Castle, Connemara, New Old Roma’nın meşhur pub ve barlarıdır. Alfredo, George’s, Harry’s Bar, Pastarito ve Romantica ise İtalyan Mutfağı’nın en güzel örneklerini tadabileceğiniz mekânlardan. Roma’da her an her şeyle karşılaşmanız mümkün diyoruz ya, Mart ayının sonunda yol üzerinde konserlere, showlara ve cadde tiyatrolarına rastlayabilirsiniz.

MİLANO : İtalya’nın ticaret ve moda merkezi. Dolce, Prada ve Versace markalarının ev sahipliğini ise Quadrilatero yapıyor. Alışveriş cenneti olan Milano’da heyecan verici müzelerde bulunuyor. Ayrıca Avrupa’nın en büyük opera merkezi La Scala’da Milano’da… Alışveriş için tercih edilen bir şehir olan Milano, genellikle mağazaları, lüks kafelerinde keyifle içilen bir bardak şarap eşliğinde size sunulan manzarası, futbol tutkusunun doludizgin yaşandığı stadları ile de oldukça meşhur… Milano’da yapılabilecek, keşfedilecek o kadar çok şey var ki! Siz bu fırsatı kaçırmamaya çalışın. Vıttorıo Emanuele Galerisi katedraller ve müzeleri gezmek ne kadar ilginizi çeker bilinmez ama en azından önünden geçerken kafanızı kaldırıp bir bakın ve bu muhteşem yapıların mimarisi sizi büyülemeye yetsin. Bütün İtalya şehirlerinin kendi tarzında bir gece hayatı var. Milano’da genelde tüm barlar öğrenciler ile doluyor. Via Brera etrafındaki mekânlar tarzı ile çok ilginizi çekecek.

VENEDİK: Sanatçıların başkenti. Su üzerine inşa edilmiş şehirde gondollarla gezebilir ve sarayların ihtişamına hayran kalabilirsiniz. Aşk şehri olarak ta anılan Venedik, alışveriş meraklıları için de adeta bir cennet… Gondollar, köprüler, kanallar, tarih ve karnavalları ile büyüleyici bir atmosfer. 117 su kanalı ve 400 köprülü su labirentine sahip olan Venedik’te gondollarla gezi yaparken altından geçtiğiniz köprülerin güzelliğine hayran kalabilirsiniz. Hayalinizde canlandırdığınızdan hem daha iyi hem de daha kötü bir yerle karşılaşacaksınız. Venedik’i kesinlikle yürüyerek ve gondollarla gezerek keşfetmelisiniz. Piazza San Marco, Doge’s Sarayı ve St Mark’s Basilica kesinlikle görmeniz gereken yerlerden.

San Marco (St. Mark) Meydanı: Dünyanın en güzel meydanlarından biri olan meydan, etrafta uçuşan güvercinleriyle ünlüdür. Venedik’in merkezi olarak adlandırılır.

Dükler sarayı: Venedikliler için manevi değeri çok yüksek olan bu saray, güç ve ihtişam sarayı olarak düşünülür. Sarayın avlusu heykellerle canlılık kazanırken, içi ise sanatın izlerini taşımaktadır.

Campanile (Çan Kulesi): Kuleleriyle de göz dolduran Venedik’in en önemli kulesi ise Campanile’dır. (Çan Kulesi) 99 metre yüksekliğinde olan bu kule, gondol gezilerinizden biraz zaman ayırıp Venedik’e birde tepeden bakmanız için bulunmaz bir fırsattır.

FLORANSA : Entelektüellerin başkenti olarak bilinen Floransa, Leonardo da Vinci, Dante, Galileo gibi isimlerin şehri… Rönesans’ın doğduğu yer olan Floransa’yı yürüyerek gezmenizde mümkün. 384 basamaklı Santa Maria del Fiore Katedrali’ni mutlaka görmelisiniz. Permesan peyniri, zeytinyağı, ünlü küçük butikleri Floransa denince aklınıza bunlar mı geliyor? İtalya tam anlamıyla katedral ülkesi her şehirde ayrı güzellikte bir katedral var.

Santa Marıa Del Fıore (Dom) Katedrali: Mermerlerinde ki zümrüt yeşilinin, bu yapıya ayrı bir büyü kattığını ve İtalya bayrağının renklerinden ilham alınarak yapılması gibi ince detaylara dikkat etmelisiniz. Bu katedrale ulaşmak için bir kaç merdiven tırmanmanız gerekiyor ancak, sonunda bir yanınızda katedral, bir yanınızda Floransa manzarasının keyfi ile bu yorucu tırmanışa değeceğiniz göreceksiniz. Michelangelo, Leonardo da Vinci, Dante, Machiavelli, Galileo ve Medici gibi büyük sanatçıların yaşadığı bir şehirde kendinize ait neler bulunmaz ki? Arno Nehrinin üzerinde bulunan köprüler ise ayrı bir dünyadır. Köprülerin en dikkat çekici olanı ise “Ponte Vecchio” köprüsüdür.

Pizza Kulesi (Piza Bölgesi) : Yapımı 1350 yılında tamamlanan, İtalya resimlerinde genellikle görmeye alışık olduğumuz meşhur eğik kule, Pizza Kulesi… Yıkılma tehlikesi var mı? Yok mu? Bu bir yapım hatası mı? Zemin bozukluğu mu? Burayı gördüğünüzde aklınızdan o kadar çok soru geçecek ki! Belki de bu yapıyı bu kadar meşhur yapan bu sorulardır. Siz en iyisi Pizza Kulesi’ni görmeden bu sorularla kafanızı fazla yormayın! Bu yapıyı karşınızda gördüğünüzde, kafanızda ki soruların hepsini bir kenara bırakıp, sadece seyretmekle kalacaksınız. Floransa birçok uluslar arası öğrenci ile dolu. La Dolce Vira, Pazza del Carmina ve Cabiria popüler mekânlardan. Central Park’taki Parco delle Cascine şehrin en ünlü gece klübü…

Pizzanın doğuş öyküsü : İtalya, yemek kültürünün çok geliştiği ülkelerden bir tanesi. Muazzam sofraları, Napoli’de yenen pizza, İtalyan peyniri, şarapları makarnaları pastaları… Bütün mükemmel tatların hepsi bir arada İtalya’da. Bu ülkede her şehir ayrı bir yemeği ile ünlü demek yanlış olmaz herhalde! Pizzayı İtalya’da her şehirde bulabilirsiniz, ancak Napoli’de pizza keyfi başkadır. Burada pizzanın her çeşidini bulmanız mümkün, nede olsa pizza cennetindesiniz. Eskiden sadece margarita, yani domates ve peynirle yapılan pizzaya zamanla her çeşitten garnitür konularak çok farklı tatlar ortaya çıkartmışlar. İtalyanlar, pizza ve makarnalarına lezzet katan özel soslarını bir sır gibi saklamaya özen gösterirler. “Salsa di pomodoro” yani sade soslu makarna, İtalya’nın en meşhur makarnasıdır. Napoli ve Roma’da en lezzetli makarnaların tadına bakabilirsiniz. İtalyan şarapları ise tadına bakmadan dönmemenizi öneririz. Özellikle, Barbera, Sicilya, Bardolino, Barolo ve Merlot şarapları; sunumlarına verilen özen, bardak seçimleri mükemmel tatları ve bunun yanında İtalya’da olmanın verdiği keyifle adeta size başka başka hayatlar yaşatacak. İtalya hakkında bir kaç ufak ayrıntı ise, reçel ve biftek hakkında olacaktır. Arno Nehri’nin kıyısında Floransa usulü bifteğin ve İtalya reçellerinin tadına bakmadan dönmeyin.

İtalya’da 5 bin mile yakın uzunlukta plajlar bulunuyor. Sardinya ve Sicilya adaları en iyi plajların bulunduğu bölgeler. Rüzgâr sörfü ve yelkenli İtalya’da oldukça popüler… Campania, Calabria ve Sicilya, dalmak için ideal… Sicilya Akdeniz’in en büyük adası olma özelliğine sahip. Taormina, Etna Yanardağı ve Agrigento Tapınakları Vadisi görkemli anıtları. İtalya en ünlü tasarımcıların, en ünlü butiklerin ülkesidir. Milano, Venedik, Floransa; İtalya’da modanın kalbinin attığı şehirlerdir. Valentino, Ferre, Ellesse gibi dünyaca ünlü İtalyan markalarını kendi ülkesinde bulmak, İtalyan imzalı bir takım elbiseyi buradan almak size çok büyük bir keyif verecektir. Küçük butikleri Floransa’da, dünyaca ünlü moda evlerini Venedik’te ve hem küçük butik hem büyük mağazalar ve ünlü markaları bir arada bulabileceğiniz yer ise; Milano, “Corso Vittorio Emanuello” ve “Via Monte Napoleone” caddeleridir. Güzel bir kumaş alıp yetenekli bir terzinin ellerinden çıkmış bir elbise giymek isterseniz adresiniz, Floransa’da bulunan “Tornabuoni Caddesi” olmalıdır. İtalya’da eğlence demek Venedik’te düzenlenen karnaval demektir. Rengârenk kostümler, herkesin yüzünde maskeler, şubat ayında düzenlenen bu eğlenceyi görebilmek için dünyanın dört bir yanından turistler akın akın buraya gelmektedir. İtalya gibi kosmopolit bir ülkede sadece Viyana karnavalıyla eğlence kavramını sınırlamak oldukça yanlış olur! İtalya’nın her şehrinde bulunan gece kulüpleri, bar ve diskolarda oldukça eğlenceli saatler geçirebilirsiniz. Ancak İtalya’da gece dışarı çıkarken kıyafetlerinize biraz dikkat etseniz çok çok iyi olur! Gündüz gezip dolaşmak için rahat bir şeyler giyin, fakat gece dışarı çıkarken daha şık kıyafetlere ihtiyacınız olacaktır.